Lina Kadın Sağlığı
Ragıp Tüzün Mah İvedik Caddesi No: 202 Yenimahalle / ANKARA / TÜRKİYE

Menopoz

Menopoz kadın hayatının bir evresidir, doğal bir sürecin sonucudur ve bir hastalık olarak değerlendirilmemelidir. Toplumumuzda ise yaygın bir kanı olarak menopoz dönemi yaşlılık döneminin başlangıcı olarak görülmektedir. Ortalama insan ömrünün 80' li yaşların üzerine çıktığı günümüzde, menopoz döneminin aslında insan hayatının önemli bir kısmını kapsar.

Hiçbir şikayeti olmasa dahi kadının doktoruna başvurması durumunda koruyucu hekimlik uygulamalarından büyük faydalar elde edebileceği bir dönem olarak görülebilir. Kadının menopoz döneminde östrojen hormonu salgısının aşırı düşmesiyle birlikte ortaya çıkma riski artan kalp hastalıkları ve kemik erimesini (osteoporoz) önleme konusunda var olan seçenekler hakkında bilgi sahibi olması için yıllık jinekolojik muayenelerini menopoz döneminde de devam ettirmesi özellikle önemlidir.

Milattan Önce (M.Ö.) 1000 yılında insan yaşam süresinin ortalama 18 yıldır. M.Ö. 100 yılında 25 yıla ulaşan ortalama yaşam süresi 1900 yılında Amerika'da 49 yaşına çıkmıştır. Günümüzde bir kadının ortalama yaşam süresi beklentisi 79.7 yıl, erkeğin 72.9 yıldır. Bu rakamlar gelişmiş ülkelerin verdiği rakamlar olup ülkemizde daha düşüktür.

Kadının yaşam süresinin yıllar boyunca belirgin bir şekilde artmasına karşın menopoza girme yaşının sabit seyrettiği görülmektedir. Menopoz tıpta nispeten yeni tanınmaya başlanan bir olgudur. Kadının menopoz dönemini yaşayacak yaşa ulaşması 19. yüzyılın sonlarına doğru mümkün olmuştur. Bu nedenle "çağlar boyu menopoza girme yaşı" yaklaşık 150 yıllık bir dönem boyunca incelenebilir durumdadır.

Gerçekten de tıbbi yayınlar ilk adet görme yaşının yıllar boyu düşme eğiliminde olmasına karşın menopoza girme yaşının değişmediğini doğrulamaktadır.

Bir kadının ortalama menopoza girme yaşı 49.3 ±3 olarak kabul edilmektedir. Kadınların yaklaşık %1'i 40 yaşından önce menopoza girer.

Menopoza girme yaşı kalıtsal olarak belirlenmiştir ve ilk adet kanaması yaşı, emzirme, doğum kontrol hapı kullanımı, ırk, eğitim, boy ve son gebelik yaşı gibi değişkenlerden etkilenmez.

Sigara kullanımı yumurta hücrelerinin ölümüne neden olduğundan, özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen kadınların menopoza girme yaşlarının 1-2 yıl geriye gittiği belirlenmiştir.

Hiç doğum yapmamış olan kadınların menopoza erken girdikleri gözlemlenmektedir. Çalışmalar anne ile kızın hemen aynı yaşlarda menopoza girdiklerini göstermektedir. Bu durum menopoza girme yaşının kalıtsal özelliklerle yakın ilişkide olduğunu düşündürmektedir.

Beslenme bozukluğu olan ve vejetaryen (bitkisel) beslenme tarzı benimseyen kadınların nispeten daha erken yaşlarda menopoza girdikleri görülmektedir.

Düşük kilolu kadınlar menopoza daha erken girme eğilimindedir. Bu durum bu kadınların yağ dokusunun östrojen üretimine katkısından faydalanamamalarından kaynaklanır.

İş yaşamı ve diğer yaşam şartlarının menopoza girme yaşını etkilediği düşünülmemektedir.

Yüksek yerlerde yaşayanlar menopoza daha erken girmektedir.

Yumurtalıkların kan dolaşımının etkilendiği bir jinekolojik ameliyat geçiren kadınlar (rahminin alınması gibi) menopoza daha erken bir yaşta girebilirler.

Erken Menopozun Tanımı

Kadınların bir kısmı nispeten erken bir yaşta (örneğin 40 yaşında) menopoza girebilir. Olgular % 5-30 oranında ailesel geçiş gösterir. Erken yumurtalık yetmezliğine yol açan nedenler; 40 yaşın altındaki kadınların yaklaşık % 1 ‘ de görülür. Böyle bir durumda yapılması gerekenler "normal" yaşta menopoza giren bir kadında yapılması gerekenlerle aynıdır.

Erken menopozun nedenini belirlemeye yönelik olarak ileri inceleme yapılma gerekliliğini belirleyen yaş alt sınırı çoğu durumda 35 olarak kabul edilir. 35 yaşından erken menopoza girilmesi durumunda genellikle, 30 yaşından önce menopoza girilmesi durumunda ise mutlaka bazı incelemeler yapılmalı ve muhtemel neden ortaya çıkarılmalıdır

  • Kromozom anomalileri
  • Otoimmun hastalıklar
  • Östrojen sentez bozuklukları
  • Metabolik hastalıklar
  • Kanser tedavisi ( kemoterapi, radyoterapi), şeklinde özetlenebilir.

Erken menopozun karakteristik bir bulgusu yoktur, ancak çoğu kadında normal adet görürken bile ateş basmaları ortaya çıkabilir ve bu şikayetler erken yumurtalık yetmezliğinin en erken bulgusu olabilir. Hastalar genellikle adet görememe ve kısırlık şikayeti ile başvurur.

Erken yumurtalık yetmezliği tanısı kanda E2, FSH, LH gibi yumurtalık fonksiyonunu yansıtan hormon düzeyleri bakılarak konur. FSH ve LH yüksek, E2 ise düşük bulunur, 30 yaşından genç olgularda mutlaka genetik inceleme de yapılmalıdır. Bu hastaların % 10-20’ sinde kendiliğinden düzelme olabilir. Bu nedenle belli aralıklarla hormon düzeyleri kontrol edilmelidir.

Tedavide östrojen eksikliğine bağlı ateş basması, terleme, kemik erimesi, vaginal kuruluk gibi şikayetlerin östrojen replasmanı ile tedavisi esastır. Genetik açıdan normal ve genellikle hormon tedavisi alan hastalarda spontan gebelikler olabilir. Bir veya iki kez FSH düzeyinin 40IU/L altında olması durumunda yumurtlama ve kendiliğinden gebelik olasılığı daha yüksektir. Ancak FSH 100 IU/L üzerindeyse yumurtalık yetmezliği genellikle geri dönüşümsüz olarak kabul edilir.

Kadının Adet Kanamaları Neden Kesilir?

Adından da anlaşılacağı üzere menopoz, kadının düzenli adet kanamalarının ortadan kalktığı dönemi ifade eder ve kadının yaşamının % 30’unu oluşturur.

Adet kanaması, adet döngüsünün seyrinde her ay muhtemel bir gebelik için hazırlık yapan rahim iç tabakasının gebelik oluşmaması durumunda kanamayla dışarı atılmasından ibaret bir süreçtir.

Kadında tüm üreme çağı boyunca yaklaşık 400 civarında yumurta hücresi yumurtlamada kullanılmak üzere seçilir ve kullanılır. Yumurtalık havuzunda yumurta hücreleri tümüyle tükendiğinde yumurtlama durur ve östrojen ve progesteron hormonları salgılanamayacağından rahim iç tabakasının yenilenme süreci de biter. Böylece adet kanamaları da ortadan kalkar ve menopoz dönemi başlar.

Rahim dokusunun bazı nedenlerle üreme döneminde ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Rahim alındığı anda adet kanamaları kesilir. Oysa tıbbi anlamda menopoz, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron hormonu salgısının durmasıdır. Rahim alınması esnasında yumurtalıklar bırakılmış ise hormon salgısı devam eder. Burada yalnızca adet kanaması belirtisi kaybolmuş olup hormon eksikliği belirtileri kadının yumurta hücreleri tükenene kadar ortaya çıkmaz.

Rahmi genç yaşta alınmış bir kadının menopoza girdiğini, menopoz belirtilerini yaşamaya başlamasıyla veya bazı muayene ve laboratuar bulgularına dayanılarak belirlenebilir.

Menopoz Öncesi Dönemin en belirgin özelliği üreme çağında düzenli aralıklarla görülen adet kanamalarının düzenini kaybetmesidir. Genellikle gecikmelerle seyreden adet kanamaları menopoz başladığında tümüyle durur.

Menopoza geçiş döneminde olan kadınların çoğu kendilerindeki değişikliklerin farkındadırlar ve ruhsal olarak menopoza hazırlanmak, adet kanaması görmeme fikrine alışmak için zaman bulurlar. Yıllar geçtikçe yumurtalıklarda kalan yumurta hücrelerinin nitelikleri değişmeye başlar. Kadın üreme çağının ortalarına geldiğinde kalan yumurta hücreleri olgunlaşma özellikleri nispeten daha düşük hücrelerdir. Yumurta hücrelerinin olgunlaşabilme özelliklerinin azalması yumurtlama olgusunun düzeninin kaybolmasına neden olur.

Ortalama olarak 40'lı yaşlarda kadının adet döngülerinin bazıları yumurtlama olmaksızın gerçekleşir. Bu durum adet kanamalarının bazılarının düzenli, bazılarının gecikmeli olmasına neden olur. Kadının yaşı ilerledikçe adet döngülerinin yumurtlama olmaksızın gerçekleşme olasılığı artar.

Özetle söylemek gerekirse, menopoza geçiş dönemi yumurtalıklarda yumurta hücrelerinin yavaşça tükenmeye başladığı ve bu nedenle adet kanamalarının düzensizleşme eğiliminde olduğu dönemi temsil eder. Bu dönem kadından kadında değişmekle beraber ortalama 4 yıl devam eder. Yumurta hücreleri tümüyle tükendiğinde kadın menopoza girmiş olur.

Kadınların yaklaşık 'u adet düzensizliği döneminden geçmeden direkt olarak menopoza girerler.

Menopoz öncesi dönemde adet döngülerinin bir kısmı yumurtlama olmaksızın gerçekleşirken, bir kısmında yumurtlama ortaya çıkar. Bu nedenle kadın menopoza girene kadar gebelikten korunmayı devam ettirmelidir.

Sigara içmeyen ve sağlık sorunu bulunmayan kadınlar düşük dozlu doğum kontrol haplarını doktor kontrolünde kullanmaya devam edebilirler. Böyle bir durumda adet kanamaları düzenli olarak devam edeceğinden kadının menopoza girdiği zamansal noktanın belirlenmesi için belirli aralıklarla kan incelemeleri yapılır. Kadının menopoza girdiği belirlendiğinde doğum kontrol hapı kesilir.

Menopoz Döneminde Ortaya Çıkan Ruhsal Değişiklikler

Menopozun ortaya çıktığı yaş kadında sıklıkla önemli bazı sosyal değişikliklerin de ortaya çıktığı bir zamana denk gelir. Çocukların büyüyerek evden ayrılması, kadının veya eşinin emekli olması, yaşla görülme sıklığı artan çeşitli hastalıkların ilk belirtilerinin ortaya çıkması, anne veya babada yaşlılığa bağlı ortaya çıkan çeşitli durumlar nedeniyle kadının zamanın önemli bir kısmını onlara ayırmak durumunda olması ve nihayet aile bireylerinden birinin veya bir arkadaşın ölümü gibi olaylar sıklıkla kadının menopoza girdiği zamanlara tesadüf eder.

Son çalışmalar menopozda kadında ruhsal seviyede ortaya çıkan olumsuz değişikliklerin kadının hormonal değişikliklerden geçmesine bağlı olmadığını, daha çok yukarıda sayılan durumlardan bir veya birkaçının bu döneme tesadüf etmesinden kaynaklandığını düşündürmektedir.

Menopoz Döneminde Ortaya Çıkan Bedensel Değişiklikler

Menopoz dönemi üreme çağında salgılanmakta olan östrojen hormonunun azaldığı bir dönemdir. Kadın bedeninde östrojen hormonuna bağımlı olan dokularda doğal bir gerileme eğilimi ortaya çıkar. Özellikle genital sistem, cilt, kemikler ve kan biyokimyası östrojen hormonu seviyesinin azalmasından etkilenir.

Bu etkilenme bazı kadınlarda ilgili organlarda çeşitli belirtilerin ve hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Menopoz dönemi östrojen hormonu salgısının bittiği değil, yavaşladığı bir dönemdir. Bu nedenle kadından kadına değişmek üzere azalmış olsa da östrojen hormonu salgısı devam eder.

Temel değişiklik östrojen hormonu üretimi azalması olduğundan, hormon üretimi belli bir seviyenin altına düşmediği sürece kadın yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Menopoz kendi başına bir hastalık olmamasına karşın bu dönemde yaşa bağlı olarak ortaya çıkma sıklığı artan hastalıkların (hipertansiyon, şeker hastalığı gibi) görülme sıklığı artar.

Menopoz döneminde östrojen hormonu üretimi yetersizliğine bağlı ortaya çıkan belirtiler ve hastalıklar tedaviyle çoğu durumda etkili bir şekilde kontrol altına alınabilirler.

Menopoz döneminde en önemli değişiklik, üreme çağında yumurtalıklardan düzenli olarak salgılanan östrojen hormonunun salgısının azalması ve adet kanamalarının kesilmesidir. Östrojen hormonu azalması bu hormona bağımlı olan dokularda değişiklikler oluşmasına neden olur.

Menopoz belirtilerinin ortaya çıkıp çıkmamasının toplumdan topluma bile değişebildiği bilinmektedir. Menopoza bakış açısı, şartlanmalar, ön yargılar özellikle ateş basması, ruhsal çökkünlük hali, "sinirlilik" gibi belirtilerin şiddetini etkileyebilmektedir.

Menopozda genel olarak östrojen azalmasıyla direkt ilişkili olduğu düşünülen belirtiler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Ateş basmaları
  • Uyku Bozuklukları
  • Kemik erimesi (osteoporoz)
  • Damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi ve kalp hastalıkları
  • Cinsel organlarda gerilemeye bağlı belirtiler
  • Yüzde kırışıklıklar
  • İdrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler

Ateş basması ve uyku bozuklukları en erken ortaya çıkan belirtilerdir ve yıllar içinde önce cinsel organlarda ve idrar yollarında gerilemeye bağlı belirtiler, daha geç dönemlerde ise kemik erimesi ve kalp damar sistemine bağlı belirtiler ortaya çıkar. Yukarıda sayılan tüm belirti ve hastalıklar birçok kadında hormon tedavisiyle tedavi edilebilir ve hastalık gelişme süreci yavaşlatılabilir.

Ateş basması yüz bölgesinden başlayan, boyun ve göğüs kısmına, bazen tüm vücuda yayılabilen, bazen yoğun terlemeye neden olabilen bir "sıcak basması" olarak tarif edilebilir. Bedende hissedilen sıcaklığın önceleri yalnızca bir his olduğu düşünülmekteyken son bilimsel çalışmalar, ataklar esnasında bedensel ısının gerçekten arttığını göstermektedir.

Ateş basması menopoz dönemindeki kadınların önemli bir kısmının yaşadığı bir belirtidir. Genellikle menopozun ilk yıllarında ortaya çıkan bu durum bazı kadınların günlük yaşamını etkileyecek kadar şiddetli olabilirken, bazılarında önemsenmeyecek kadar hafif geçebilmektedir.

Özellikle Adet Öncesi Gerginlik Sendromu yaşayan kadınlarda ateş basmaları menopoza geçiş döneminde ortaya çıkabilmekle beraber ateş basması, menopoz dönemine özgü bir belirti olarak kabul edilir. Ateş basması atakları genellikle menopozun ilk 1-2 yılında devam eder ve bu süre sonunda ortadan kalkar. Bazı kadınlarda ataklar 5 yıldan uzun süre devam edebilmektedir.

Ataklar östrojen hormonu tedavisiyle çoğu durumda kontrol altına alınabilmekle beraber özellikle ruhsal stres durumlarında ek olarak başka ilaçların da tedaviye eklenmesi gerekebilmektedir.

Ürogenital atrofi: Östrojen adı verilen kadınlık hormonun menopozla beraber tamamen ortadan kalkması ile vajende kuruluk olur. Bunun sonucu olarak da cinsel birleşme daha ağrılıdır. Bazen tahrişe bağlı kanama görülebilir. Vajen hücre tabakasının incelmesi ile beraber mikroplara karşı olan direnç de azalır ve tekrarlayan vajinitler sıkça görülebilir.

Osteoporoz: Menopoza giren kadınlarda en önemli problemlerden biridir. Osteoporoz postmenopozal (menopoz sonrasında kadınlarda görülen hızlı kemik kaybı) ve senil (yaşlılıkta ortaya çıkan ve her iki cinsi de tutan) olarak ikiye ayrılır. Tedaviye başlamak erken dönemde çok önemlidir, kemik erimesinin %5’i ilk iki yılda sonraki yıllarda her yıl için %0,5 olarak gerçekleşir. Tedaviye başlanması var olan kemik erimesini yerine koymaz, oluşacak kemik erimesini önler.Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Erken veya yumurtalıklarının ameliyat ile alınması sonrasında menopoza giren kadınlarda, kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünlerinden yetersiz beslenen kadınlarda, güneş ışığına az maruz kalan özellikle yatalak ve bakımevlerindeki kadınlarda, sigara içenlerde, ailesinde osteoporoz ve buna bağlı kırık öyküsü olanlarda, ince vücut yapısına ve açık renkli tene sahip olanlarda, ve menopoz sonrasında östrojen tedavisi almayan kadınlarda osteoporoz görülme olasılığı artmaktadır.

Koroner Damar Hastalıklarında Artma: Koroner damarlarda plak oluşumu ve daralma menopoz sonrasında kadınlarda hızlanarak kalp krizinden ölüm riski 70 yaşından sonra erkeklerinkine eşit hale gelmektedir. Hormon tedavisi ile koroner damar hastalıkları riskinde azalma sağlanabilmesi halinde bunun kadınlar için en önemli koruyucu tedavilerden biri olacağı aşikârdır. Ancak yapılan çalışmalarda hormon tedavisinin kalp hastalıklarına karşı koruyucu olmadığı ortaya çıkmış ve bu nedenle verilmesi önerilmemiştir. Menopoz sonrası dönemde kadınlarda kan yağlarında da olumsuz değişiklikler oluşmakta ve kolesterol ve trigliserid düzeyleri yükselmektedir. Menopoz sonrasında kan pıhtılaşmasında rol alan faktörlerin değişmesi ile göreceli bir pıhtılaşma artışı görülmekte ve bu da koroner damar hastalığı ve beyin damarlarındaki tıkanıklığa bağlı inme riskini çoğaltmaktadır.

Hafıza ve Kognitif Fonksiyonlarda bozulma: Hafıza, yaşla birlikte azalma gösterir. Bu azalmanın menopozla beraber hızlandığı düşünülmektedir. Kognitif fonksiyonlarda da örneğin dikkat, konsantrasyon gibi menopozla beraber azalma görülür.

Ruhsal değişiklikler:Bugün menopozun kadın bedenini dramatik şekilde etkilediğini, kadında fiziksel ve emosyonel dengenin bozulmasına yol açtığını biliyoruz. Menopoz döneminde, fizyolojik değişimlerin yanında birçok kadın psikolojik ve sosyal değişimler de yaşar.

Menopozdaki birçok kadın sıklıkla duygudurum değişiklikleri yaşar. Anksiyete, kırılganlık, irritabilite, enerji kaybı, isteksizlik bu tablonun parçalarıdır. Bu duygular menopozun hormonal değişikliklerine mi bağlı, yoksa orta yaş problemleri sonucu mudur kesin yanıtı henüz bulunamamışsa da, menopozun majör depresyona neden olmadığını söyleyebiliriz. Ancak kişide daha önceden var olan duygulanım bozukluğu ve depresyon menopozda şiddetlenir. Menopoz döneminde kadında genel bir mutsuzluk hakimdir. Yorgunluk, tükenmişlik, çabuk sinirlenme, ağlama nöbetleri, bellek sorunları, dikkati toplayamama gibi şikayetler sıktır. Bu kişilerde uygun antidepressan tedavi ile birlikte östrojen replasmanı yapılabilir. Duygudurum bozukluğunun hafif formlarını yaşayanlar içinse östrojen tek başına yeterli olabilir.

Çalışmalar sosyokültürel ve kişisel faktörlerin menopozda depresyonun tetiklenmesinde hormonal faktörlerden daha etkili olduğunu göstermektedir. Doğurganlığın kaybı, gençlik ve genç görünümün kaybı, değişen vücut şekli, enerji yoksunluğuna yol açan uykusuzluk, cinsel istekte azalma kişide bir keder ve endişe duygusu yaratmaktadır. Menopoza ilişkin bu kayıpların yanında bazı kazanımlar da vardır; örneğin çocukların büyümesi, okulla ilgili problemlerin sona ermesi, orta yaşlı bir hanım olarak aile içinde ve toplumda saygı görme, önceki birçok sorumluluklardan kurtulma ve böylelikle kendi gereksinimlerine zaman ayırabilme, sosyal kabul görme, kişiye yeni ufuklar açabilir. Gelişmek için önünde yeni ve uzun bir dönemi olan kadın bu dönemden zevk de alabilir. Uygun durumlarda östrojen replasmanına ek olarak, beslenmenin düzenlenmesi, egzersiz, stresin azaltılması, kişiyi yeni uğraşlar edinip kendini geliştirmesi yönünde motive etmek, konusunda hekimlere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Libidoda (Cinsel İstek) azalma: Menopozun libido üzerindeki etkisi tam olarak belli değildir. Menopozla birlikte ortaya çıkan bazı psikolojik faktörlerin libido üzerinde olumsuz etkisi olabilmektedir. Menopoza giren kadınlarda özellikle de hormon tedavisi alınmıyorsa vajinal kuruluk ve cinsel istek azalmaktadır. Ağrılı cinsel ilişki ve orgazm sıklığında azalma da menopozdan sonra görülen belirtiler arasındadır. Yapılan bir çalışmada menopozdaki kadınların %86 sının hiç orgazm yaşamadığını ortaya konmuştur. Östrojen ve androjen (erkeklik hormonu) verilmesi ile cinsel isteğin artmasını sağlamaktadır. Ayrıca:ön sevişme süresini uzatmak, kayganlığı artırıcı kremler kullanmak, düzenli cinsel ilişkide bulunulması önerilir. Vajina kuruluğuna yol açıp, rahatsızlık verebileceği için, vajenin suyla temizlik yapılmaması ve kokulu tuvalet kağıdı, sabun ve duş köpüğü kullanılmaması gerekmektedir.

Menopozdaki Kadınlarda Yapılması Gereken İncelemeler

Kişisel öykü ve muayene şarttır. Etraflı bir aile öyküsü alınmalı ve özellikle hormon tedavisinin verilmesi için sakınca oluşturacak durumlar belirlenmelidir. Laboratuar tetkikleri arasında yapılması gerekenler aşağıda sıralanmıştır:

  • PAP Smear testi: Menopoza kadar düzenli yapılan smear testlerinden hiçbir zaman anormallik saptanmamış olan kadınlarda PAP testinin arası 3 yıla çıkarılabilir.
  • Ultrason ile yumurtalıkları ve rahim iç tabakasının değerlendirilmesi
  • Tam kan sayımı
  • Lipid profili (total kolesterol, HDL ve LDL kolesterol, trigliseridler)
  • Karaciğer fonksiyon testleri (ALT, AST)
  • Kardiyak risk belirteçleri (CRP, homosistein)
  • TSH: Kadınlarda sessiz hipotirodi çok sık görülür ve bu nedenle yıllık taramaların içine katılması önerilmektedir.
  • Mamografi: Meme kanseri kadınlarda nispeten sık görülen bir kanser türüdür. Ülkeden ülkeye yapılan istatistikler farklılık gösterebilmekle beraber çoğu ülkede kadınlarda kansere bağlı ölüm nedenleri arasında meme kanseri akciğer kanserinden sonra ikinci sırayı almaktadır. İstatistikler her 12 kadından birinin hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanacağını ve hastalığa yakalanan her 25 kadından birinin bu nedenle hayatını kaybedeceğini göstermektedir.

Mamografi, meme muayenesi esnasında memede şüpheli bir kitle bulunması durumunda bu kitlenin yerinin ve niteliklerinin belirlenmesi amacıyla yardımcı bir tanı testi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bununla beraber meme kanseri açısından hiçbir risk faktörü bulunmayan, hiçbir şikayeti olmayan ve yıllık yapılması önerilen meme muayenesi normal bulunan kadınlara da belli aralıklarla meme kanseri tarama testi olarak rutin mamografi önerilmektedir.

Mamografi "normal" olarak rapor edildiğinde gerçekten bir sorun olmama ihtimali %90'lara varmakta, bu da mamografinin ne kadar etkili bir tarama testi olduğunu göstermektedir. İşlem esnasında belli miktarda bir radyasyona maruz kalınsa dahi mamografinin erken tanı açısından önemi düşünülürse, alınan bu radyasyon dozunun ihmal edilebilecek kadar düşük olduğu söylenebilir.

Bu aşamada öncelikle belirtilmesi gereken bir konu mamografi incelemesine mutlaka dikkatli bir meme muayenesinin de eklenmesinin erken tanı olasılığını artırma açısından son derece önemli olduğudur. Bu meme muayenesi bu konuda tecrübeli bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı tarafından veya bir Genel Cerrahi Uzmanı tarafından gerçekleştirilir.

40–60 yaş arasında her yıl yapılması önerilmektedir. Ultrason mamografinin yerine geçmez. Ultrason ile mamografide şüphelenilen lezyonların solid yani katı veya kistik yani sıvı dolu olduğunun ayırıcı tanısında kullanılır. Yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiden elde edilecek olan bilgi daha azdır. Östrojen tedavisi de meme yoğunluğunu artırarak mamografinin yorumlanmasını zorlaştırır. Daha önceden meme protezi taktırmış olan kadınlarda mamografi oldukça güvenilmez olup meme MRI ile incelenmelidir.

Mamografinin kadınlara belli aralıklarla yapılmasının doktorlar tarafından önerilmesi, bu tarama testi sayesinde meme kanserinin erken tanınabilmesi ve hastalığa bağlı ölüm riskinin %20-70 oranında azaltılmasıdır.

Günümüzde tarama amaçlı mamografinin meme kanseri açısından risk faktörü bulunmayan kadınlara 40 yaşında başlanması, 50 yaşına kadar 2 yılda bir, daha sonra yılda bir uygulanması önerilmektedir. Her yıl yapılan rutin jinekolojik muayeneler esnasında yapılan meme muayenesinde bir sorun saptanması durumunda veya kadının her ay kendi yaptığı meme muayenesi esnasında bir sorun saptaması ve bu sorunun doktor muayenesiyle doğrulanması durumunda mamografi yenilenir.

  • Meme Ultrasonografisi :Günümüzde çoğu durumda mamografi ve meme ultrasonu beraberce yapılmaktadır. Meme ultrasonografisinin meme dokusundaki kistik ve solid ("katı") oluşumları birbirinden net bir şekilde ayırabilme özelliği daha iyidir.
  • Kemik yoğunluk ölçümü: özellikle risk faktörleri taşıyan ve hormon almak istemeyen kadınlarda önemlidir.

Günümüzde koruyucu hekimliğin ön plana çıkması kemik erimesi tedavisine de yansımış ve egzersiz, yaşam tarzının tekrar düzenlenmesi ve uygun beslenme kemik erimesinin engellenmesinde de son derece etkili bulunmuştur.

Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler şu şekilde özetlenebilir:

  • Çocukluktan itibaren kalsiyumdan zengin beslenmek, hamilelik, emzirme ve menopoz döneminde gerekirse kalsiyum takviyesi almak;
  • Egzersizi günlük yaşamın bir parçası haline getirmek;
  • Güneşten faydalanmak;
  • Sigarayı bırakmak, alkol tüketimini makul seviyelere indirmek;
  • Düzenli doktor takibinde olmak ve kemik erimesini hızlandırabilecek hastalıkların tedavisinin yapılmasını sağlamak

Genetik Risk Profilinin Çıkarılması: özellikle son yıllarda giderek önem kazanmaya başlamıştır. Henüz maliyeti yüksek olduğundan herkese uygulanması söz konusu değildir. Menopozda olabilecek sorunlar için riskli genetik yapının belirlenmesi ve verilecek ilaçlardan fayda veya zarar görecek olan kadınların saptanması için kullanılmaktadır.

Endometrial biopsi ( rahimin iç tabakasından örnek alınması):Düzensiz veya beklenmedik bir kanaması olan bir kadında bu kanamanın nedenini aydınlatmak için yapılan işleme endometriyal biyopsi veya kürtaj adı verilir. Elde edilen parçalar patoloji uzmanı tarafından incelenerek raporda belirtilir.

Menopoz çağında gerçekleşen kanamalarda (bu sadece basit pembe veya daha koyu bir akıntı olsa dahi) endometriyal biyopsi yapılması çoğu durumda gereklidir. Menopoz çağında endometriyal biyopsi yapılması kararını verdirebilen diğer bir durumda düzenli yapılan doktor kontrollerinde rahim iç tabakasının kalınlığının artmış olduğunun saptanmış olmasıdır. Bu tür durumlar rahim kanseri veya rahimağzı kanseri öncüsü lezyonlara veya rahimağzı kanserine bağlı olabileceğinden endometriyal biyopsi ile kalınlaşma nedeninin ortaya çıkarılması önemlidir.

İşlem birkaç dakika süren, genel veya lokal anesteziyle yapılabilen ve kadını günlük yaşamdan uzaklaştırmayan basit bir müdahaledir

Endometriyal biyopsinin en önemli özelliklerinden biri kanamayı durdurucu yani tedavi edici özelliğinin de oluşudur. Endometriyal polipler genellikle biyopsi esnasında parçalanarak yok olurlar. Bazı durumlarda yeni gelişmeye başlamış ve henüz rahimin derinliklerine yayılmamış bir rahim kanseri de biyopsi esnasında tümüyle parçalanarak yok olabilmektedir.

Menopozda Hormon Tedavisi-Seçenekler ve Verilme Yolları

Menopoz döneminde hormon tedavisi çeşitli şekillerde çeşitli yollardan verilebilir.

Hormon Tedavilerinin Çeşitleri

Tek başına östrojen (E) kullanımı: Rahmi alınmış olan kadınlarda tercih edilen hormon verilme şeklidir. Genellikle kesintisiz olarak ağızdan (oral) veya cilt (transdermal) yolla verilir.

Östrojen ile beraber Progesteron (P) kullanımı: Rahmi olan kadınlarda rahim iç tabakasının (endometrium) aşırı kalınlaşması ve kanser riski nedeniyle östrojenle beraber progesteron da verilemelidir. Menopoza yeni girmiş kadınlarda E+P tedavisi kesintili (siklik) olarak uygulanır. Menopozun üzerinden 1 yıldan fazla geçmiş ise kesintisiz (continuous) verilebilir. Progesteron ağız yolu ile, vajinal yoldan veya içinde progesteron içeren rahim içi araçları kullanılarak rahim içine lokal olarak da verilebilir.

Tek başına veya östrojen tedavisine androjen eklenmesi: Menopozla beraber cinsel istekteki azalmadan yumurtalıklardan salgılanan erkeklik hormonlarının kaybı sorumlu tutulmuştur. Bu nedenle androjen verilmesi gündeme gelmiştir. Östrojen ile beraber androjen alan kadınlarda cinsel istekte ve cinsel fantezilerde artma saptanmıştır. Doz ayarlamasının çok dikkatli yapılması gerekmektedir. Eğer yüksek doz verilirse tüylenme ve cilt bozuklukları yapabilir.

Hormonlara benzer etki gösteren maddeler (Tibolon): Tibolon hem östrojen, hem progesteron, hem de androjen reseptörlerine bağlanarak etki eden bir nonsteroidal maddedir. Kesintisiz olarak kullanılır ve östrojenin pek çok yan etkisini göstermez. Kanama yapmaz. Östrojen ile olasılığı artan meme kanseri riski tibolon ile daha azdır.

Bitkisel östrojenler (Fitoöstrojenler): Black cohosh veya isoflavin adı verilen maddeleri içerirler. Vücutta zayıf östrojenik etki gösterirler. Yapılan çalışmalarda menopozun ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi akut belirtilerinde gerileme oluşturdukları gösterilmiş olsa da her çalışma aynı sonuçları vermemiştir. Genellikle östrojen tedavisi almak istemeyen veya bu tedavinin verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda kullanılır. Menopozun uzun vadeli yan etkileri üzerindeki yarar veya zararları tam olarak belli değildir.

Hormon Tedavisinin Verilme Yolları

Hormon tedavisi ağızdan, cilt yolu ile, burun yolu ile, vajinal yoldan veya rahim içine lokal olarak verilebilir. Östrojen hormonu genellikle ağızdan veya cilde yapıştırılan flasterler ile verilir. Her iki yoldan verildiğinde de benzer etkiler gösterir. Kolesterolü yüksek olan kadınlarda ağızdan, trigliseridleri yüksek olanlarda ise cilt yolu ile verilmesi tercih edilir.

Cilt yolu ile verildiğinde karaciğerden ilk geçiş etkisi göstermediğinden doğrudan kana karışır ve hedef dokulara ulaşır. Östrojenin cilt yolu ile verilmesi sonucunda mide barsak yakınmaları daha az görülür ve kan seviyeleri daha sabittir. Östrojenin hedef dokuları vajen, dış genital organlar, rahim iç tabakası (endometrium), meme, merkezi sinir sistemi ve damar çeperleridir.

Vajinal kuruluk gibi yerel yakınmaları ön planda olan kadınlarda östrojen jel veya vajinal kapsüller şeklinde vajinal yoldan verilmelidir. Diğer yakınmaları belirgin olmayan kadınlarda sistemik tedavinin endikasyonu yoktur.

Menopozda Alternatif Tedaviler

Menopozda hormon kullanımı ile ilgili endişeler, son yıllarda hastalarla birlikte birçok hekimi de bitkisel ve hormon olmayan ajanların reçete edilmesine yönlendirmişse de bu tedavilerin etkinlikleri ve zararları konusunda kesin bilgiler mevcut değildir. Menopoz dönemindeki kadınların % 30 ila 60’ı ateş ter basması yakınmaları için doğal ürünler, bitkisel östrojenler, akupunktur, yoga gibi alternatif tedavileri tercih etmektedirler.

Fitoöstrojenler (bitkisel östrojenler) menopoz yakınmalarında azalma sağlamışlarsa da oluşturdukları etki plasebo etkisinden daha fazla değildir. İleriye yönelik çift kör ve rasgele denek seçimi ile yapılmış çalışmalarda Fitoöstrojenler ve plasebo etkisi arasında anlamlı fark olmadığı gösterilmiştir. Ayrıca vajinal kuruluk, idrarla ilgili yakınmalar ve kemik kaybı üzerine etkili değildirler. Ancak duygu durumu ve bilişsel performans üzerine etkilerinin incelendiği çalışmalarda fitoestrojenlerin plaseboya göre daha etkili olduğu gösterilmiştir.

Bitkisel Tedavi Seçenekleri

Racemosa cimicifuga (Black Cohosh) Soya isoflavonları
Angelica Sinensis Keten tohumu
Evening primrose oil Vitamin E
Vitex agnicasti ( Hayıt) Ginseng
Valerian ekstresi  

Unutulmaması gerekir ki bitkisel olan her tedavi zararsız değildir. Bugün kullanılmakta olan birçok bitkisel ilacın dozu, üretimi, formulasyonu konusunda bir standart yoktur. Bu tedavilerin ne kadar süreyle, hangi dozda verileceği konusunda kesin kurallar yoktur ve bu durum hekimin seçimine kalmıştır.

Hormon Olmayan Tedavi Seçenekleri

Antidepresan ilaçlar ( SSRI, SNRI )

Menopoz yakınmaları için antidepresanların kullanımı hormon tedavisi alamayan ya da almak istemeyen hastalarda bir seçenek olarak karşımıza çıkmaktadır. Etkisi östrojene göre daha zayıftır.

Menopoz kadın yaşamının önemli bir bölümünü kapsayan doğal bir süreçtir. Bu dönemin sorunsuz yaşanmasında ilk basamak kişinin kendi yaşamında yeni düzenlemelere gitmesidir. Bu amaçla yeni hobiler edinmek, fiziksel aktivitenin arttırılması, hayvansal yağların azaltılması, bitkisel besinlere ağırlık verilmesi önerilir. Her gün yapılacak 30 dakikalık bir yürüyüş ateş basmalarının sıklığı ve şiddetini azaltırken kemiklerin de güçlenmesini sağlar. Kemik kaybına karşı önlem olarak kalsiyumdan zengin gıda alınmalıdır. Çay, kahve, alkol ve baharatlar ateş basmalarını tetiklediğinden önerilmez.

Pelvik Tabanı Güçlendirme Yöntemleri

Kegel Egzersizleri

Pelvis tabanı adı verilen bölgede, yani kemik çatının alt kısmında bulunan, idrar yapma ihtiyacı hissedildiğinde ve şartlar idrar yapmak için hazır olduğunda kadın tarafından çalıştırılan kas grubuna pelvis tabanı kasları adı verilir. Bu kaslar daha derinde yer alan kaslarla beraber çalışarak dışkılama işlevinin yerine getirilmesini ve çatı kemik içinde yer alan organların sarkmadan burada kalmasını da sağlarlar.

Bu kaslar aynı zamanda doğum eylemi esnasında ıkınma işlevini de yerine getirerek bebeğin dünyaya gelmesinde önemli roller üstlenirler ve bu nedenle pelvis tabanı kasları doğum eyleminin yıpratıcı etkilerine direkt maruz kalırlar. Sorunsuz bir şekilde gerçekleşen bir veya iki doğum bu kasları olumsuz etkilemezken zor doğumlar ve çok sayıda doğum yapılmış olması bu kasların işlevlerini tam olarak yerine getirememesine neden olabilir. Yine menopoz dönemine girildiğinde tüm genital yapıların genel bir gevşeme eğiliminde olması bu kasların kasılma yeteneklerini sınırlayabilmektedir.

Sonuç olarak kadınlarda öksürme, hapşırma, gülme ve hatta ayakta durma gibi nedenlere bağlı olarak idrar kaçırma sorunu ortaya çıkabilmektedir.

Kegel egzersizlerinin amacı yıpranmış ve güçsüz düşmüş olan ve bu nedenle idrarın uygunsuz bir zamanda boşalmasına neden olan bu kas gruplarının güçlenmesini ve işlevlerini daha iyi yerine getirmesini sağlamaktır. Bu egzersizler halter kaldırmaya benzer: ağırlık kaldırdıkça kol kasları nasıl güçlenirse bu egzersizleri uyguladıkça pelvis tabanı kasları güçlenir ve idrar tutamama sorununun ameliyat gerektirmeden azaltılması mümkün olabilir.

Aynı kaslar kadın cinselliğinde de önemli görevler üstlendiklerinden bu kasların güçlü olması kadının cinselliği daha iyi yaşamasını sağlar.

Nasıl Uygulanırlar?

İdrarınızı yaparken idrarı yarıda kesmek için hangi kaslarınızı kullandığınıza dikkat edin. Bu kaslarınızı kasarken karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin veya vajinanızın içine işaret ve orta parmaklarınızı yerleştirin ve parmaklarınızı sıkıştırmaya çalışın. Bu iki test esnasında çalışan kaslarınız Kegel egzersizleri esnasında çalıştıracağınız kaslardır.

Kegel egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulanabilir ve dışarıdan bu egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu egzersizleri hergün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin.

Her birim egzersiz esnasında pelvis tabanı kaslarınızı 3-10 saniye süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5-10 kez uygulayın. Bu birim egzersizi günde beş kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Egzersizlerde aşırıya kaçmamalı ve idrar yaparken bu egzersizleri uygulamamalısınız. Egzersizler esnasında normal nefes alıp vermeye ve yalnızca pelvis tabanı kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz.

Menopoz Döneminde Hormon Replasman Tedavisi Verilmeyen Durumlar

Rahim kanseri tedavisi görüyor olmak, meme kanseri tedavisi görüyor olmak, kalp krizi, damar tıkanıklığı gibi çeşitli damarsal sorunların varlığı, kontrol altına alınmamış şeker hastalığı, ileri derecede migrn ve açıklanamayan baş ağrıları, safra kesesi taşı, kontrol altına alınmamış kolesterol yüksekliği ve büyük ve çok sayıda myomların (ur ) varlığı bu tedaviye kesin engel teşkil eder.

İlaçlar iyi değerlendirme sonucunda başlandığında çoğu durumda yan etki yaratmaz, ancak özellikle anormal kanama, baş ağrısı, kola vuran göğüs ağrısı, bacak ağrısı veya önceden olmayan diğer belirtilerin varlığında doktora haber verilmeli ve tedavi kesilmelidir.

Tedavinin süresi belli aralıklarla yapılan doktor muayenelerinde şekillendirilir.